Yazılardaki ortak serzeniş ise zorunlu ihtiyaç maddelerinden vergi alınırken, lüks tüketim mallarından vergi alınmamasının adil olmadığı yönünde.
Eleştiriler elbette ki haklı; ancak eksik.
Gerçekten de, ülkemizde uygulanan genel KDV oranı %18 olmakla birlikte, teslimi yapılan bazı mal ve hizmetlerde KDV oranı %1 ve %8’e düşebilmektedir. Hatta bazı teslimler KDV’den istisnadır. Örneğin, süt, yoğurt, yumurta, peynir, su, makarna, bebek maması gibi bazı gıdalar %8 oranında KDV’ye tabi iken; ekmek, yat, kotra, cenaze hizmetleri gibi bazı teslim ve hizmet ifaları %1 oranında KDV’ye tabidir. Elmas, pırlanta gibi kıymetli taşların borsada işlem görmek üzere ithalatı ise KDV’den istisnadır.
Durum ÖTV’de de pek farklı değil. Vasat bir otomobil %45 ile %60 arasında değişen ÖTV oranlarına tabi iken; yatta, kotrada ve pırlanta, elmas gibi kıymetli taşlarda ÖTV yoktur.
KDV ve ÖTV oranlarındaki farklılık
Peki KDV ve ÖTV oranlarındaki bu farklılığın nedeni nedir?
Örneğin, genel KDV oranı %18 iken, süt, yumurta ve yoğurt gibi kimi gıdalarda bu oran %8’e; ekmekte ise %1’e indirilmiştir. Bu farklılığı açıklamak nispeten kolaydır. Anayasamızın 73. maddesine göre “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Mali güce göre vergileme, vergilemede adalet ilkesine işaret eder. KDV ve ÖTV oranlarında bu tip bir farklılaştırmaya gidilerek vergilemede adalet sağlanması amaçlanmıştır.
Şöyle ki, KDV ve ÖTV işlem üzerinden alınan vergiler olduğundan mükellefin şahsi durumunu kavramakta yetersizdir. Gelir vergisi bizim yıllık toplam gelirimiz, çoluk çocuk sayımız gibi şahsi ve ailevi durumumuzu gösteren unsurlara temas edebilir. Oysa marketten süt alıp KDVsini öderken, kimse bize kaç çocuğumuz olduğunu ya da yıllık gelirimizi sormaz. Zengin de olsak, fakir de olsak aynı KDVyi öderiz. Adamına göre KDV oranı uygulamak mümkün olmadığından, adalet; süt, peynir, ekmek gibi birtakım zorunlu ihtiyaç maddelerindeki KDV oranının indirilmesi suretiyle sağlanmaya çalışılır ki, düşük gelirliler mağdur olmasın.
Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere…
Madem KDV ve ÖTV oranları arasındaki bu farklılık adaleti sağlama kaygısından doğuyor; o zaman neden yat ve kotranın KDVsi %1, ÖTVsi ise sıfır? 2014 öncesine kadar benzer bir durum, pırlanta gibi kıymetli taşların KDVsinde de vardı. Pırlanta bir yüzük ya da kolye aldığınızda KDVnin bu değerli taşın kıymetine isabet eden kısmı istisna idi; yani taşın KDVsi yoktu. Oysa bu mallar zorunlu tüketim maddesi olmaktan ziyade lüks tüketim malları. Dolayısıyla, yukarıdaki açıklama uyarınca, yat, kotra ve pırlantanın ekmek, süt ve yumurtadan daha yüksek bir oranda KDV’ye tabi olmaları gerekmez mi?
Teşvik ve siyasi rant gibi açıklamaları bir kenara bırakırsak, bu konu vergilemede etkinlik ilkesi ile açıklanabilir. KDV ve ÖTV oranları bireylerin tüketim kararlarını etkiler. Bireyler tüketim kararlarını değiştirerek vergiden kaçınmaya çalışırlar. Diyelim ki, gazoz üzerindeki KDV %18, kola üzerindeki KDV %8. Bu durumda, bireyler gazoz yerine kola tüketmeyi tercih eder. Vergi sonrası tüketim kararlarında meydana gelen bu değişiklik kaynak dağılımının bozulmasına ve toplumsal refah kaybına neden olur1.
Ancak verginin ekonomik davranışlar üzerindeki bu saptırıcı etkisi her bir mal itibariyle farklılaşabilir. Çünkü kola ve gazoz örneğinde olduğu gibi bazı mallar ikame edilebilir nitelikte iken, bazıları alternatifsizdir, hatta kimilerinin tüketimi yaşamsaldır. Tüm bu bahsi geçen özellikler talebin fiyat esnekliğini belirler. İşte Ramsey’e göre, saptırıcı etki, talebin fiyat esnekliğinin düşük olduğu mallarda düşük; talebin fiyat esnekliğinin yüksek olduğu mallarda ise yüksektir. Dolayısıyla, Ramsey, talebin fiyat esnekliğinin düşük olduğu malların yüksek; talebin fiyat esnekliğinin yüksek olduğu malların düşük vergilenmesi gerektiğini savunur2.
Adeta bir tekerlemeyi andıran yukarıdaki kuralı şu şekilde basitleştirebiliriz: Ekmek, su, süt, yumurta gibi zorunlu tüketim mallarının talep esnekliği düşüktür. Bu tip temel ihtiyaç maddeleri yaşamın devamlılığı için zorunlu olduğundan, talep edilen miktar fiyat değişmelerinden çok fazla etkilenmez. Öte yandan, yat, kotra, pırlanta gibi lüks tüketim mallarının talep esnekliği ise yüksektir. Dolayısıyla, tüketimleri zorunluluk arz etmeyen bu tip lüks tüketim maddelerinin fiyatlarındaki artış, talep edilen miktarın önemli ölçüde azalmasına neden olur. Özetle, etkin bir vergileme, zorunlu tüketim mallarının yüksek oranda vergilenmesini, lüks tüketim mallarının ise düşük oranda vergilenmesini gerektirir. Dolayısıyla, pırlantadan KDV alınmaz iken, ekmekten %1 vergi alınmasının sebebi Ramsey kuralı ile açıklanabilir.
Adalet mi Etkinlik mi?
Vergilemede adalet ilkesi “Ekmek, süt, yumurta gibi zorunlu tüketim maddelerinden düşük; yat, kotra, pırlanta gibi lüks tüketim mallarından yüksek oranda vergi alınması gerekir.” derken; etkinlik ilkesi “Ekmek, süt, yumurta gibi zorunlu tüketim maddelerinden yüksek; yat, kotra, pırlanta gibi lüks tüketim mallarından düşük oranda vergi alınması gerekir.” diyor.
Anlayacağınız vergilemede temel ilkelerden biri “kalk gidelim” derken, diğeri “otur” diyor. Adalet ve etkinlik ilkeleri arasındaki böylesi bir çatışmada ise çözüm orta yolu bulmak oluyor. Sonuç olarak çarpık gibi görünen, ancak teorik bir gerekçesi olan bu tuhaf KDV ve ÖTV oranları tablosu ortaya çıkıyor.